#TürkiyeGündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#TürkiyeGündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2026 Cuma

Ümit Özdağ: "Milletin Sesiyiz-Yılmaz Parlar

 

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan Türkiye Gündemine Damga Vuran Basın Toplantısı

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısı’nda eğitimden tarıma, terörle mücadeleden anayasa tartışmalarına kadar kritik konularda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Özdağ, iktidarın politikalarını sert sözlerle eleştirirken, Zafer Partisi’nin kararlı duruşunu bir kez daha ortaya koydu.

Türk siyasetinin en cesur ve ilkeli isimlerinden biri olan Prof. Dr. Ümit Özdağ, yıllardır milletin sesi olmaya devam ediyor. Atatürk’ün izinde, milli devletten ve üniter yapıdan asla taviz vermeyen duruşuyla Özdağ, Türk milletinin bağımsızlığı ve geleceği için yılmadan mücadele ediyor. Onun liderliğindeki Zafer Partisi, bugün Türkiye’nin en dinamik ve kararlı siyasi hareketi olarak dikkat çekiyor. Özdağ, her konuşmasında olduğu gibi bu basın toplantısında da milletin sorunlarını doğrudan dile getirerek, iktidarın görmezden geldiği gerçekleri bir bir sıraladı.

Bu basın toplantısı, Türkiye’nin içinde bulunduğu eğitim, tarım, terör ve anayasa krizlerinin derinlemesine ele alındığı, milletin nabzının tutulduğu tarihi bir öneme sahiptir. Özdağ’ın açıklamaları, sadece bir siyasi parti liderinin görüşleri değil, aynı zamanda milyonlarca Türk vatandaşının ortak sesi ve vicdanının yansımasıdır.

Eğitimde Felaket, “Gayri Milli Eğitimsizlik Bakanı”

Özdağ, 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nın başarısızlığını resmi rakamlarla gözler önüne serdi:

TYT’ye 2 milyon 254 bin öğrenci girdi. Matematikte 40 soruda ortalama doğru sayısı sadece 6,4; fen bilimlerinde 20 soruda 3,9.

67 bin 87 öğrenci sıfır puan aldı.

24 yıllık AK Parti iktidarında 9 Milli Eğitim Bakanı değişti; eğitim sürekli geriledi.

Özdağ, mevcut Bakan’ı “gayri milli eğitimsizlik Bakanı” olarak nitelendirdi.

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nden İstiklal Harbi ve Kurtuluş Savaşı çıkarıldı; Atatürk’e mümkün olduğunca az yer verildi.

Bilim ve teknoloji derslerinin yerini cemaat ve tarikatlara açan bir eğitim anlayışı eleştirildi.

Özdağ, öğretmenlere çağrıda bulunarak Atatürk’ü, İstiklal Harbi’ni ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaya devam etmelerini istedi.

Terörle Müzakere: “Terörsüz Türkiye Değil, Teröre Teslim Olmuş Türkiye”

Özdağ, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in Sincar’daki PKK bağlantılı yapıların silah bırakacağı açıklamasına sert tepki gösterdi:

“Silah bırakma” adı altında PKK’nın isim değiştirerek varlığını sürdüreceğini belirtti.

TSK ve MİT’in sürecin dışında tutulmasını eleştirdi.

Silahların adli suç incelemesi yapılması, envanter çıkarılması gerektiğini vurguladı.

“Terörsüz Türkiye derken teröre teslim olmuş bir Türkiye manzarası ortaya çıkacak” dedi.

Anayasa Tartışmaları: “Türkiye’yi Lübnanlaştırmak Mı İstiyorsunuz?”

Özdağ, iktidarın yeni anayasa ısrarını eleştirerek şu soruları yöneltti:

82 Anayasası 19 kez değişti, 177 maddenin 130’u değişti. Değişmeyenler sadece değiştirilemez maddeler.

“Yeni anayasa” ile 66. madde (Türk vatandaşlığı), 127. madde (yerel yönetimler) ve 42. madde (eğitim) değiştirilmek isteniyor.

“Türkiye’yi Lübnanlaştıracak mısınız? Yugoslavyalaştıracak mısınız?

“Öcalan’a ayrı bir statü hesabı mı bu?”

“Millet acıkınca anayasa mı yiyecek?”

Tarımda Çöküş: Çiftçi Perişan, Üzüm Fiyatı Düştü

Özdağ, tarımdaki yıkımı rakamlarla anlattı:

Kuru üzüm fiyatı geçen yıl 120 TL iken bu yıl 95 TL’ye düştü (%21 düşüş).

7 numaradan 10 numaraya kadar alım fiyatları %15-23 arasında düştü.

Üretici 150 TL beklerken 100 TL’yi bile göremiyor.

Çiftçi, icraya düşmemek için üzümünü 55-60 TL’den satmak zorunda.

Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri %70 gecikme faizi uyguluyor.

Trakya’da ayçiçek ve kanola üreticisi de mağdur; Trakya Birlik hâlâ fiyat açıklamadı.

Buğdayda %22, arpada %16 artış; enflasyon ve maliyetler karşısında yetersiz.

Özdağ: “Türk tarımı sahipsiz, Türk çiftçisi sahipsiz.”

Öcalan’a Villa Tartışması: “Sıvasını Atmayın, Şehit Evleri Hatırlansın”

Özdağ, İmralı’da Öcalan için yapılacak villayı sert dille eleştirdi:

“Aylar önce söyledim, şimdi teyit edildi.”

“250 metrekarelik evcik” denmesine tepki gösterdi.

“Bu villanın sıvasını atmayın ki yüzlerce sıvasız şehit evi hatırlansın.”

“15 bin şehit verdi bu ülke. 250’ye bölün, her metrekaresine kaç şehit düşüyor?”

Türkçeye Saldırı: “Adliyeye Gidiyoruz”

Özdağ, Diyarbakır ve Mardin’de belediye tabelalarının Kürtçe yazılmasına tepki gösterdi:

Anayasa’nın 3. maddesi: “Dili Türkçedir.”

Danıştay’ın 2007’de Sur Belediyesi’ni lağvettiğini hatırlattı.

“Bu hukuksuz saldırıya sessiz kalmayacağız.”

Basın toplantısı sonrası Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Belediye meclis kararlarının iptali için idari yargıda dava açacaklarını belirtti.

Kozinoğlu Soruşturması: “Hasan Atilla Uğur’a Haksızlık Yapılmasın”

Özdağ, Hasan Atilla Uğur’un gözaltına alınmasını değerlendirdi:

Kaşif Kozinoğlu’nun FETÖ tarafından şehit edildiğini söyledi.

Gözaltı kararının net gerekçesi olmadığını belirtti.

Uğur’un daha önce FETÖ tarafından 5 yıldan fazla haksız yere hapsedildiğini hatırlattı.

“Bir daha kendisine haksızlık yapılmaması gerekir.”

Parti İçi Disiplin: “Hukuki Zorunluluk”

Özdağ, 10 ismin ihraç edildiği iddialarına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

Ali Dinçer Çolak’ın hâlâ Genel Başkan Yardımcısı olduğunu ve görevinin başında olduğunu söyledi.

İşlemin hukuki zorunluluk nedeniyle yapıldığını belirtti.

“Disiplin Kurulu konuyu doğru zeminde halledecektir.”

Anayasa Referandumu: “Milletin Kararına Saygı Duyarız”

Özdağ, anayasa değişikliği referandumuna ilişkin soruya şu cevabı verdi:

Zafer Partisi olarak anayasa değişikliklerinin referanduma götürülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ancak iktidarın 42., 66., 127. ve 174. maddeleri değiştirmeye cesaret edemeyeceğine inanıyoruz.

 “Atatürk Cumhuriyeti’ni Kararlılıkla Savunmaya Devam Edeceğiz”

Özdağ, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Zafer Partisi olarak duruşumuz net, yönümüz belli ve bu konuda da ısrarcıyız. Türk düşmanlarına karşı, anayasanın ilk dört maddesine karşı olduğunu söyleyenlere karşı, emperyalizmin uşağı olmuş bölücülere karşı ve hâlâ siyasi matematik hesabı yapıp fakat gerçekten Atatürk’ün bıraktığı Cumhuriyeti savunmayan bir tavır içinde olanlara karşı Atatürk Cumhuriyeti’ni kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ: "We Are the Voice of the Nation"

A Press Conference by Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ That Left Its Mark on Turkey's Agenda

Zafer Party Chairman Prof. Dr. Ümit Özdağ made striking statements on critical issues ranging from education to agriculture, from the fight against terrorism to constitutional debates at the Turkish Nation Press Conference. While Özdağ sharply criticized the government's policies, he once again demonstrated Zafer Party's determined stance.

Prof. Dr. Ümit Özdağ, one of the bravest and most principled figures in Turkish politics, has continued to be the voice of the nation for years. With his stance that never compromises on the national state and unitary structure, in the footsteps of Atatürk, Özdağ struggles tirelessly for the independence and future of the Turkish nation. Zafer Party under his leadership stands out today as Turkey's most dynamic and determined political movement. In this press conference, as in every speech he gives, Özdağ directly voiced the nation's problems and listed one by one the truths that the government ignores.

This press conference holds historical importance as it thoroughly addresses the education, agriculture, terrorism, and constitutional crises Turkey is facing, and takes the pulse of the nation. Özdağ's statements are not merely the views of a political party leader, but also the common voice and reflection of the conscience of millions of Turkish citizens.

Disaster in Education: "The Minister of Un-National Education"

Özdağ revealed the failure of the Ministry of National Education with official figures as the 2026-2027 academic year began:

2 million 254 thousand students took the TYT. The average number of correct answers in mathematics was only 6.4 out of 40 questions; in science, 3.9 out of 20 questions.

67 thousand 87 students received zero points.

During 24 years of AK Party rule, 9 Ministers of National Education changed; education continuously declined.

Özdağ described the current Minister as "the Minister of Un-National Education."

The İstiklal War and the War of Independence were removed from the "Turkey Century Education Model"; Atatürk was given as little space as possible.

An education approach that opens the place of science and technology courses to communities and sects was criticized.

Özdağ called on teachers to continue teaching Atatürk, the İstiklal War, and the War of Independence.

Negotiation with Terrorism: "Not a Turkey Without Terrorism, But a Turkey Surrendered to Terrorism"

Özdağ reacted harshly to AK Party Spokesperson Ömer Çelik's statement that PKK-linked structures in Sinjar would lay down their arms:

He stated that under the name of "laying down arms," the PKK would continue its existence by changing its name.

He criticized the exclusion of the Turkish Armed Forces and MIT from the process.

He emphasized that the weapons must undergo judicial criminal investigation and an inventory must be made.

"When you say a Turkey without terrorism, a Turkey surrendered to terrorism will emerge," he said.

Constitutional Debates: "Are You Trying to Turn Turkey into Lebanon?"

Özdağ criticized the government's insistence on a new constitution and posed the following questions:

The 1982 Constitution was amended 19 times, 130 of its 177 articles were changed. The only unchanged ones are the unchangeable articles.

With the "new constitution," Article 66 (Turkish citizenship), Article 127 (local governments), and Article 42 (education) are sought to be changed.

"Are you trying to turn Turkey into Lebanon? Are you trying to turn it into Yugoslavia?"

"Is this a plan for a separate status for Öcalan?"

"Will the nation eat the constitution when it goes hungry?"

Collapse in Agriculture: Farmers in Despair, Raisin Prices Plummeted

Özdağ described the destruction in agriculture with figures:

The price of dried raisins fell from 120 TL last year to 95 TL this year (a 21% decrease).

Purchase prices from grade 7 to grade 10 fell between 15-23%.

While producers expected 150 TL, they cannot even see 100 TL.

Farmers are forced to sell their raisins at 55-60 TL to avoid foreclosure.

Ziraat Bank and Agricultural Credit Cooperatives apply a 70% late payment interest.

Sunflower and canola producers in Thrace are also suffering; Trakya Birlik has still not announced purchase prices.

A 22% increase in wheat and 16% in barley; insufficient against inflation and costs.

Özdağ: "Turkish agriculture is abandoned, the Turkish farmer is abandoned."

The Villa Debate for Öcalan: "Don't Plaster It, Let the Martyr Homes Be Remembered"

Özdağ harshly criticized the villa to be built for Öcalan in İmralı:

"I said it months ago, now it has been confirmed."

He reacted to it being called a "250-square-meter little house."

"Don't plaster this villa so that hundreds of unplastered martyr homes are remembered."

"This country gave 15 thousand martyrs. Divide by 250, how many martyrs fall per square meter?"

Attack on Turkish: "We Are Going to the Courthouse"

Özdağ reacted to the Kurdish writing on municipal signs in Diyarbakır and Mardin:

Article 3 of the Constitution: "Its language is Turkish."

He recalled that the Council of State abolished Sur Municipality in 2007.

"We will not remain silent against this unlawful attack."

He announced that they would file a criminal complaint with the Chief Public Prosecutor's Office after the press conference.

He stated that they would file a lawsuit in administrative court for the annulment of municipal council decisions.

Kozinoğlu Investigation: "Let No Injustice Be Done to Hasan Atilla Uğur"

Özdağ evaluated the detention of Hasan Atilla Uğur:

He said Kaşif Kozinoğlu was martyred by FETÖ.

He stated that there was no clear justification for the detention decision.

He recalled that Uğur had previously been unjustly imprisoned by FETÖ for more than 5 years.

"No injustice should be done to him again."

Intra-Party Discipline: "Legal Obligation"

Özdağ gave the following answer to the question regarding the allegations that 10 names were expelled:

He said Ali Dinçer Çolak is still Deputy Chairman and at his post.

He stated that the action was taken due to a legal obligation.

"The Disciplinary Board will resolve the matter on the correct ground."

Constitutional Referendum: "We Respect the Nation's Decision"

Özdağ gave the following answer to the question regarding a constitutional amendment referendum:

As Zafer Party, we believe that constitutional amendments should be taken to a referendum.

However, we believe the government will not dare to change Articles 42, 66, 127, and 174.

"We Will Continue to Defend the Atatürk Republic with Determination"

Özdağ concluded his speech with the following words:

"As Zafer Party, our stance is clear, our direction is certain, and we are persistent on this matter. Against Turkish enemies, against those who say they are against the first four articles of the constitution, against separatists who have become servants of imperialism, and against those who still make political calculations but do not truly defend the Republic left by Atatürk, we will continue to defend the Atatürk Republic with determination."

yilmazparlar@yahoo.com

4 Mayıs 2026 Pazartesi

Siyasette Kıskançlık Sendromu -Yılmaz Parlar

 Siyasette Kıskançlık Sendromu

Saha Odaklı Siyaset Tarzıyla Ümit Özdağ Neden Kıskanılıyor?

“Baş” ile “Kelle” Arasındaki Fark

Kıskancın Başı Değil Kellesi Vardır.

Başda Beyin Bulunduğu İçin Güler

Kellenin Beyni Satıldığı İçin Sırıtır

Algı ile akıl arasındaki mücadele derinleşirken, siyaset sahnesinde “düşünenler” ile “tepki verenler” arasındaki ayrım giderek belirginleşiyor.

Siyasi Bağlam

Ümit Özdağ ve Zafer Partisi etrafında oluşan tartışmalar da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Destekleyenler, bunu bir “alternatif üretme çabası” olarak görürken, karşıt görüşler çoğu zaman eleştiriden çok tepki üretme eğiliminde kalıyor.

Burada dikkat çeken nokta şu, Eleştiri ile kıskançlık arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.

Siyaset sadece projelerin değil, aynı zamanda psikolojilerin de yarıştığı bir alan.

Saha Odaklı Siyaset Tarzı

Saha Odaklı Siyaset Tarzı Ümit Özdağ Saha Verilerine Dayalı Siyaset Tarzı Olarak Değerlendiriliyor.

Son dönemde yaşanan tartışmalar, klasik bir gerçeği yeniden hatırlattı: Kıskançlık, çoğu zaman fikir üretiminin değil, fikir eksikliğinin sonucudur. “Kıskancın başı değil kellesi vardır” ifadesi, ilk bakışta sert bir söz gibi görünse de aslında günümüz siyasetinde yaşanan bir durumu oldukça net özetliyor.

Anadolu’yu karış karış gezerek esnafın, STK’ların ve yerel aktörlerin nabzını yerinde tutan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, sahadan elde ettiği gözlemlerle Türkiye’nin gerçek gündemini analiz etmeye ve çözüm önerileri geliştirmeye devam ediyor.

Siyasi tartışmaların çoğu zaman ekranlar ve sosyal medya üzerinden yürüdüğü bir ortamda, Özdağ’ın doğrudan saha temasına dayalı politik dili, destekçileri tarafından “gerçekçilik ve veri temelli siyaset” olarak değerlendirilirken; eleştirel çevrelerin bir kısmı ise bu çıkışı farklı yorumlayabiliyor.

Ancak tüm bu farklı bakışlara rağmen, siyasette giderek daha belirgin hale gelen ayrım; sahaya inen, veri toplayan ve çözüm üreten yaklaşım ile yalnızca tepki ve algı üzerinden hareket eden siyasi refleksler arasındaki fark üzerinden şekilleniyor.

 Bu çerçevede Özdağ’ın saha odaklı siyaset tarzı, Türkiye’de siyasi tartışmaların yönünü belirleyen önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.

Toplumu Yönlendiren Liderler

Toplumu yönlendiren liderler ile sadece tepkisel hareket eden aktörler arasındaki fark, burada ortaya çıkıyor.

Zihinle yaklaşan, Zihin İle Yaklaşım- Düşünür üretir, strateji kurar

Tepkiyle hareket eden, Sorgulamadan Tepki Verir, taklit eder, yönlendirilir

Bu ayrım yalnızca bireyler arasında değil, siyasi hareketler arasında da gözlemleniyor.

Toplumda iki yaklaşım öne çıkıyor; Analiz edenler ,Tepki verenler

Özellikle yükselen siyasi figürlere yönelik eleştirilerin büyük kısmı, çoğu zaman yapıcı olmaktan ziyade refleksif ve duygusal bir zeminde gerçekleşiyor.

Toplumda iki tip yaklaşım belirginleşiyor: Beyni olan güler: Olayları analiz eder, anlamlandırır ve sağduyu ile yaklaşır. Beynini satan sırıtır: İçeriği sorgulamaz, sadece görüntü verir.

Bu durum, sosyal medyada da açıkça görülüyor. Gerçek tartışmaların yerini çoğu zaman sloganlar, etiketler ve yüzeysel tepkiler alıyor.

Geniş Perspektif

Siyasetin sağlıklı ilerleyebilmesi için eleştiri şarttır. Ancak eleştiri; bilgiye, veriye ve akla dayanmadığında, yerini kolayca kıskançlık ve itibarsızlaştırma çabalarına bırakır. Bu da toplumsal tartışma kalitesini düşürür. Sonuç olarak mesele basit ama derin:

Siyasette asıl ayrım ideolojilerden önce zihniyetler arasında oluşuyor. Düşünenler ile tepki verenler… Gülenler ile sırıtmakla yetinenler… Ve belki de en önemlisi: Baş olanlar ile sadece kelle taşıyanlar arasında. “Beyni olan güler… Beynini satan sırıtır.”

yilmazparlar@yahoo.com

Jealousy Syndrome in Politics

Why is Ümit Özdağ envied for his field-oriented political style?

The Difference Between "Head” and "Skull”

The jealous person has not a "Head" but a "Skull”
Because the "Head” contains a brain, it laughs.
The "Skull” grins because its brain has been sold.

As the struggle between perception and intellect deepens, the distinction between “those who think” and “those who react” becomes increasingly evident on the political scene.

Political Context
The debates surrounding Ümit Özdağ and the Zafer Party can also be evaluated within this framework.

While supporters see this as “an effort to produce an alternative,” opposing views often tend to produce reactions rather than genuine criticism.

The noteworthy point here is that the line between criticism and jealousy is gradually blurring.

Politics is an arena not only of projects but also of psychologies.

Field-Oriented Political Style

Ümit Özdağ’s field-oriented political style is regarded as a style of politics based on field data.
Recent debates have reminded us of a classic truth: Jealousy is most often the result of a lack of ideas, not the production of ideas. The statement, “The jealous person has not a 'baş' but a 'kelle',” may seem harsh at first glance, but it actually summarizes a situation occurring in today's politics quite clearly.

Ümit Özdağ, the leader of the Zafer Party, who travels extensively across Anatolia, monitoring the pulse of tradesmen, NGOs, and local actors on the ground, continues to analyze Turkey's real agenda and develop solutions based on his field observations.

In an environment where political debates are often conducted through screens and social media, Özdağ's political language, based on direct field contact, is seen by his supporters as “realistic and data-driven politics,” while some critical circles interpret his stance differently.

Despite all these differing views, the distinction becoming increasingly evident in politics is shaped by the difference between an approach that goes into the field, collects data, and produces solutions, versus political reflexes that act solely through reaction and perception.

In this context, Özdağ's field-oriented political style stands out as one of the key topics shaping the direction of political debates in Turkey.

Leaders Who Guide Society
The difference between leaders who guide society and actors who merely react emerges here.

Those who approach with intellect Think, produce, strategize.

Those who act with reaction React without questioning, imitate, are directed.

This distinction is observed not only among individuals but also among political movements.

Two main approaches stand out in society: Those who analyze, and those who react.
Much of the criticism directed at rising political figures is often reflexive and emotional rather than constructive.

Two types of approaches are becoming evident in society:

Those who have a brain laugh

Analyze events, make sense of them, and approach with common sense.

Those who sell their brain grin Do not question the content, merely project an image.

This situation is clearly visible on social media. Genuine debates are often replaced by slogans, hashtags, and superficial reactions.

Broad Perspective
Criticism is essential for politics to progress healthily. However, when criticism is not based on knowledge, data, and reason, it easily gives way to jealousy and efforts to discredit. This reduces the quality of public debate.

In conclusion, the issue is simple yet profound:

The real divide in politics is occurring not between ideologies but between mentalities. Between those who think and those who react… Between those who laugh and those who merely grin… And perhaps most importantly: Between those who have a "head” and those who merely carry a "skull”

“Those who have a brain laugh… Those who sell their brain grin.”

yilmazparlar@yahoo.com

10 Ocak 2026 Cumartesi

Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine-Yılmaz Parlar

  

Alarm Zili Değil, Çözüm Rehberi Ümit Özdağ'ın Dili Bir Devlet Refleksidir

Eleştiriler Ne Diyor, Sahada Ne Oluyor? Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine Bir Okuma

Sosyal medyada Ümit Özdağ’ın kullandığı sert dil üzerine gündeme gelen, Bazı yorumcular, bu söylemin “sürekli alarm ürettiğini” ve “çözümden çok gerilim yarattığını” savunuyor.

Gazeteci Tanıklığım, Sahada Gördüklerim, Eleştirileri Silip Süpürüyor

Ümit Özdağ'ın söylemleri, kimi çevrelerce "nefret dili" olarak etiketlenip karalanıyor. Ancak bir gazeteci olarak, azda olsa bu eleştirenler, Özdağ'ın gerçek saha çalışmasından ve halkla doğrudan temasından habersiz, masabaşı analizler olduğunu gördüm.

İstanbul'dan Anadolu'nun dört bir yanına, binlerce vatandaşımızla yüz yüze görüşmelerini, dertlerini tek tek dinleyişini, bu sorunları kayıt altına alıp ilgili makamlara bizzat taşıyışını ve somut çözüm önerilerini haritalandırmasını yakından takip ettim.

İşte bu sahne arkası, eleştirilerin ne kadar yüzeysel ve haksız olduğunu gösteriyor. Çünkü Özdağ'ın asıl yaptığı, yankılanan o sert uyarı perdesinin arkasında, temeli sağlam bir "yerinde tespit, yerinde çözüm" projesi inşa etmek. 

Bu yazıyı, gördüğüm bu gerçeği kamuoyuna bildirme sorumluluğuyla kaleme alıyorum.

Toplum, tehlikeyi görmek kadar rahatlatılmak da istiyor. Ancak sahadaki tabloya bakıldığında, Özdağ’ın söyleminin tek boyutlu olmadığı görülüyor.

Türkiye, yüz yıllık modern cumhuriyet tarihinin en çetrefilli ve derin sorunlarından birinin tam merkezinde; kontrolsüz ve kitlesel göç.

Bu sorun, sınırlarımızı, şehirlerimizin dokusunu, sosyal güvenliğimizi ve nihayetinde milli geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir varoluş meselesi haline geldi.

Böyle bir zamanda, siyasetin dili "nezaket" ve "lısân-ı münasip" adı altında sorunu görmezden gelmek mi olmalı, yoksa meselenin aciliyetini ve ciddiyetini tüm açıklığıyla ortaya koyan bir uyarı mı?

Ümit Özdağ'ı ve onun dilini anlamak için bu soruya cevap vermek gerekir. Ve görünen o ki, Özdağ, klasik siyasetin rahatlığını reddederek, milletin derdini, endişesini ve en önemlisi, çözüm iradesini cesurca dillendiren bir siyasetçi olarak öne çıkıyor. Alarm veren dil korunurken, bu söylemin arkasına çözüm planları ve kadro çalışmaları eklenmiş durumda.

Açıklamalarda, “sorun var” vurgusunun ardından “nasıl çözülür” başlığı daha sık açılıyor.

Sertlik Değil, Aciliyetin Dili, Haklı Bir Alarm
Özdağ'ın kamuoyu önünde kullandığı dil, "sert" olarak nitelendirilirken genellikle gözden kaçırılan şey, bu dilin arkasındaki haklı aciliyet ve somut tehdit analizidir.

Yaşanan, sıradan bir göç dalgası değil; demografik yapıyı on yıllar boyunca geri döndürülemez şekilde değiştiren, kayıt dışı ekonomi ile iç içe geçmiş, suç örgütlerini besleyen ve ülkenin egemenlik alanlarında fiili durumlar oluşturan bir süreçtir.

Böyle bir durum karşısında devletin en temel görevi, vatandaşının güvenliğini ve menfaatini sağlamaktır.

İşte Özdağ'ın eleştirilen söylemlerinin özünde bu haklı devlet refleksi yatar. O, bir "linç dili" değil, "alarm dili" kullanmaktadır.

İhmal edilen, üstü örtülen bir yaranın üzerindeki sargıyı sertçe çekmektedir. Amacı nefreti körüklemek değil, körleşmeye yüz tutmuş kamu vicdanını ve siyasi iradeyi uyandırmaktır.

Eleştiri Oklarının Arkasında Detaylı Bir Yol Haritası Var
Özdağ'ı sadece eleştiren biri olarak görmek büyük bir hata olur. Onun asıl katkısı, sorunu tespit etmekle kalmayıp, somut, adım adım ve uygulanabilir bir çözüm yol haritası sunmasıdır.

Zafer Partisi'nin "Güvenli Vatan" operasyonu çerçevesinde detaylandırılan politikalar, sadece "gönderin" sloganından ibaret değildir. Bu harita şunları içerir:

Sınır Güvenliği

Türkiye'nin tüm sınırlarının fiziki ve teknolojik olarak mutlak şekilde kontrol altına alınması, Suriye sınırına duvar değil, güvenlik şeridi inşa edilmesi.

Düzensiz Göçmen Tespiti ve Geri Gönderme

Kayıt dışı kalan tüm bireylerin sistematik olarak tespiti, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ve insani standartlarda, ancak kararlılıkla  menşe ülkelerine veya güvenli üçüncü ülkelere geri gönderilmesi.

Yabancı Suç Örgütleriyle Mücadele

Özellikle belirli milletlerden oluşan organize suç ağlarına karşı sıfır tolerans politikası ve özel operasyonlar.

Demografik ve Sosyal Denge

Uzun vadede Türkiye'nin genç nüfus ihtiyacının, nitelikli, kontrollü ve kültürel uyumu gözeten bir "Beyin Göçü" politikasıyla desteklenmesi.

Özdağ'ın dili, işte bu somut planların vazgeçilmez ön koşulunu  oluşturur: Sorunun büyüklüğünü kamuoyunun zihninde netleştirmek ve bu planları uygulayacak siyasi iradeyi toplamak.

Çözüm Odaklılık Net Hedefler, Net Sonuçlar
Özdağ'ın dilini "kutuplaştırıcı" diye eleştirenler, aslında onun netliğini ve sonuç odaklılığını kastediyor olabilir.

O, bulanık, herkesi memnun etmeye çalışan, "hem göçmen hem vatandaş" ikileminde bocalayan bir dil kullanmıyor.

Aksine, açık, net ve misyon odaklı bir dil benimsiyor. Hedef bellidir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvenliğini, refahını ve geleceğini teminat altına almak.

Bu hedefe giden yolda kullanılan dilin yumuşak perdahlı olması gerektiği dogması, böylesine hayati bir meselede lükstür.

Özdağ, devletin ve milletin bekası söz konusu olduğunda, bu lüksü bir kenara bırakıp, gerçekçi, mücadeleci ve çözümü hedefleyen bir üslubu tercih etmektedir.

Sorumluluk Dili
Ümit Özdağ, Türk siyasetinde bir "rahatsız edici" figürü olarak görülebilir. Ancak bu rahatsızlığın kaynağı, onun dilinin kabalığı değil, soruna getirdiği dürüst ve sorumluluk sahibi yaklaşımdır.

O, konfor alanından çıkmayı reddeden bir siyasi elit ve medyaya karşı, sokaktaki vatandaşın endişesini, akademik ve stratejik bir derinlikle paketleyerek sunan bir ses olmuştur.

Söyledikleri, bir nefret söylemi değil,  bir sorumluluk çağrısıdır. Türkiye, demografik bir dönüm noktasında iken, bu kadar net, bu kadar planlı ve bu kadar kararlı bir sesi dinlemek, belki de en akılcı ve vatanseverce tutumdur. Onun çizdiği yol haritası ve kullandığı dil, bir seçenek değil, milli bir zorunluluk haline gelmiştir.

İstanbul’un farklı ilçelerinde ve Anadolunun çeşitli illerinde yapılan halk temaslarında vatandaşın yürekleriyle örtüşen hislerine tercüman olan tablo dikkat çekmektedir.

Özdağ, sahada halkla yüz yüze görüşen bir lider olarak, dinleyen, tepki yönlendiren değil not alan bir profil çizmektedir. Bu temaslar, Özdağ’ın söylemleri sahada halkın sesi olduğunu göstermektedir. 

Sosyal medyadaki eleştiriler çoğu zaman tonu öne çıkarıyor. Oysa siyasette belirleyici olan sadece sesin yüksekliği değil, o sesin arkasında bir plan olup olmadığıdır.

Saha gözlemleri ve kamuoyundaki tartışmalar, toplumun geniş, bütüne yakın bir kesiminin Ümit Özdağ’ın işaret ettiği temel başlıklarla örtüşen kaygılar taşıdığını gösteriyor.

Ekonomi, Güvenlik, kontrol, kamu düzeni, hukuk ve devlet kapasitesi gibi konular, yalnızca belirli bir seçmen grubunun değil, farklı siyasi eğilimlerden vatandaşların ortak endişeleri arasında yer alıyor.

Bu açıdan bakıldığında Özdağ’ın söylemi, toplumun büyük bölümünde zaten var olan bir duygunun sesi olarak okunuyor.

Tartışma, bu fikirlerin nasıl ve hangi yöntemlerle çözüme bağlanacağı sorusunda yoğunlaşıyor. Görünen o ki Özdağ, alarm dilini kontrol ve çözüm vurgusuyla konumlandırıyor. Bu noktada gözden kaçan asıl unsur, çözümle tamamlanan bir çerçeveye bağlanıyor olması.

Liyakat Esaslı Bir Kadro Yapılanması

Özdağ’ın öne çıkan yaklaşımı, uyarı yapan söylemi; somut politika, güvenlik, kamu yönetimi, teknik hazırlıklar ve ekonomi başlıklarında yürütülen liyakat esaslı bir kadro yapılanmasıyla desteklemek üzerine kurulu.

Özellikle ekonomide, krizi sadece sonuçlarıyla değil, kurumsal zafiyetler ve yönetim eksikliği üzerinden okuyan bir perspektif dikkat çekiyor.

Liyakat esaslı kadro yapılanması, öngörülebilirlik ve devlet kapasitesinin yeniden inşası vurgusu, ekonomik sorunların da geçici değil yapısal çözümlerle ele alınacağına işaret ediyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; devleti yeniden işler hale getirmeyi hedefleyen sorumlu bir liderlik anlayışına dayandığını gösteriyor.

Güvenlikten kamu yönetimine, göçten sosyal politikalara kadar birçok alanda yürütülen çalışmalar, rastlantısal değil planlı bir hazırlığın işaretlerini veriyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; sorumluluk alan, çözüm üretmeyi hedefleyen bir liderlik anlayışına yaslandığını gösteriyor. Tartışma tam da bu nedenle söylemin tonundan çok, arkasındaki kapasite ve hazırlık düzeyine odaklanıyor.

Yaptığı titiz çalışmalar, ortaya koyduğu ilkeli duruş, özgürlükçü, akılcı duruş sahibi bir siyaset anlayışının temsilcisi Ümit Özdağ’ı, toplumun derdini anlama ve çözüm için somut adımlar atma çabasından ve Türk siyasi hayatı için değerli katkılarından dolayı halkın yüreğinde yer alan bir lider

yilmazparlar@yahoo.com

18 Aralık 2025 Perşembe

Ümit Özdağ Antalya’da Türk Milleti Adına Önemli Uyarılar-Yılmaz Parlar

  

Devlet Aklıyla Konuşan Lider Ümit Özdağ’dan , Tarihi Uyarılar

Terörle Yapılan Gizli Anlaşma Türk Milletine Kabul Ettirilmek İsteniyor

Türkiye’nin kritik bir eşikten geçtiği bir dönemde, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Antalya’da gerçekleştirdiği Türk Milleti Toplantısı’nda yalnızca bir siyasi değerlendirme yapmadı; devlet ciddiyetiyle, tarih bilinciyle ve millet adına hesap soran bir lider profili ortaya koydu.

Özdağ’ın açıklamaları, günlük siyasetin ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, milli egemenliği ve geleceği açısından hayati başlıkları kapsadı.

Tarihi nitelikte açıklamalarda bulundu. Toplantı, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik konuların cesur, net ve belgelere dayalı şekilde masaya yatırıldığı bir zirve niteliği taşıdı.

Bir Liderin Duruşu, Vizyoner Çözümlerle Dolu, Milli Duruşta Ödünsüz Bir Performans

Prof. Dr. Ümit Özdağ, bu toplantıda sadece bir siyasi lider olmanın ötesine geçerek, adeta bir devlet adamı sorumluluğu ve stratejist öngörüsüyle milli meselelere bütüncül çözümler sundu.

Konuşması, derin analiz gücü, tarihi perspektif ve somut projelerle bezeliydi. Her soruna sadece teşhis koymakla kalmayıp, tedavi reçetesini de sunan bu kapsamlı değerlendirme, onun siyaset sahnesindeki benzersiz konumunu ve liderlik vasfını bir kez daha tescilledi.

Ümit Özdağ, Sessiz Kalan Devletin Yerine Konuşan Lider

Prof. Dr. Ümit Özdağ, konuşmasının ilk dakikalarından itibaren meselelere sloganla değil soru sorarak, polemikle değil belgeyle, hamasetle değil devlet aklıyla yaklaştı. Özdağ’ın bu yaklaşımı, onu alışılmış siyasi aktörlerden ayıran temel farkı bir kez daha gözler önüne serdi.

Halk'tan Gizlenen 62 Sayfalık Tutanak

Özdağ, terör örgütü PKK ve elebaşı Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen sürece ilişkin olarak, kamuoyundan gizlenen görüşmelerin varlığına dikkat çekerek, “Madem hayırlı bir iş yapıldığını düşünüyorsunuz, neden Türk milletinden saklıyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Özdağ, İmralı görüşmelerine dair 62 sayfalık esas tutanakların 17, ardından da 4 sayfaya indirilerek halktan gizlendiğini vurguladı. Türk milletine sorduğu şaşırtıcı sorularla müzakere masasındaki iddia edilen talepleri sıraladı:

Öcalan'ın Gabar petrolünden ve bölgede üretilen elektrikten pay istedi mi?

Anayasa'dan Türklük tanımının çıkarılmasını istedi mi?

Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını ve ana dilde eğitimi talep etti mi?

YPG/SDG'nin dağılmayacağını, sadece polis örgütü adını alacağını söyledi mi

Bu soru, toplantının omurgasını oluşturdu.

Kapalı Kapılar Ardındaki Pazarlığa Açık İtiraz

Genel Başkan Özdağ, 22 Ekim 2024’ten itibaren yaşanan gelişmeleri kronolojik bir netlikle hatırlatarak, “asla müzakere yok” denilen sürecin fiilen bir al-ver pazarlığına dönüştüğünü vurguladı. İmralı’ya giden milletvekilleri, kamuoyuna açıklanmayan tutanaklar ve basına sızan sayfa sayıları üzerinden konuşan Özdağ, şeffaflık eksikliğini devlet-millet bağını zedeleyen bir tehlike olarak tanımladı.

Özdağ’ın özellikle altını çizdiği nokta, PKK’nın taleplerinin artık silah bırakma değil, anayasal düzeni hedef alan siyasi dayatmalar haline gelmiş olmasıydı. Üniter devlet yapısı, Anayasa’nın 66. maddesi, ana dilde eğitim ve ikinci resmi dil tartışmaları, Özdağ’ın ifadelerinde açık bir “devletin temeline yönelmiş saldırı” olarak yer aldı.

Biz Hangi Savaşı Kaybettik?

Toplantının en çarpıcı bölümlerinden biri, Özdağ’ın “ikinci aşama” söylemine verdiği yanıt oldu. “Biz hangi meydan savaşını kaybettik ki şimdi barış anlaşması yapıyoruz?” sorusu, salonda olduğu kadar kamuoyunda da yankı uyandıracak nitelikteydi.

Özdağ, terör örgütünün silah bırakmadığı, teslim olmadığı bir ortamda hukuki düzenlemelerden söz edilmesini, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir teslimiyet hali olarak tanımladı. Bu yaklaşım, onun güvenlik meselelerine duygusal değil, stratejik baktığını bir kez daha ortaya koydu.

Dış Politika, Güvenlik ve Devlet Zaafı Uyarısı

Konuşmasında sadece iç siyasete değil, dış politika ve güvenlik başlıklarına da geniş yer ayıran Özdağ; Ege, Kıbrıs, Karadeniz ve hava sahası ihlalleri üzerinden “devlet otoritesindeki aşınmaya” dikkat çekti. Kimliği belirsiz bir İHA’nın Ankara’ya kadar ilerlemesini “affedilemez bir skandal” olarak nitelendiren Özdağ, Milli Savunma Bakanlığı’na net ve cevaplanması gereken sorular yöneltti.

Deprem, Sanayi ve Planlı Devlet Vurgusu

İstanbul depremi ve sanayinin Marmara’da yoğunlaşması konusundaki uyarılarıyla Özdağ, sadece bugünü değil yarını planlayan bir lider profili çizdi. Zafer Partisi’nin “4 Deniz 4 Bölge Projesi”ni hatırlatan Özdağ, Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden kurulmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.

Uyuşturucu, Sığınmacılar ve Milli Güvenlik

Uyuşturucu ile mücadeleyi bir “asayiş” meselesi değil, milli güvenlik meselesi olarak ele alan Özdağ, PKK’nın uyuşturucu trafiğiyle bağını açık ifadelerle dile getirdi. Anadolu Kalesi ve Tertemiz Türkiye projeleriyle Zafer Partisi’nin bu alandaki somut yol haritasını da kamuoyuyla paylaştı.

Ekonomik Tablo, Rakamlarla Yoksulluk

Konuşmasının sonunda paylaştığı borç ve gelir verileriyle Özdağ, Türkiye’deki ekonomik çöküşü rakamlarla ortaya koydu. Kişi başına düşen borçtan asgari ücret tartışmasına kadar uzanan bu bölüm, Özdağ’ın sadece güvenlik değil, sosyal adalet meselesini de merkezine alan bir siyaset yürüttüğünü gösterdi.

43,3 Milyon Kişinin Borç Batağı, "Kişi Başı 125 Bin Tl Borç"

Konuşmasını çarpıcı ekonomik verilerle tamamlayan Özdağ, 43,3 milyon bireysel kredi kartı borçlusu olduğunu ve toplam borcun 5,4 trilyon TL'ye ulaştığını açıkladı. Bu rakamın kişi başı 125 bin TL veya 6 asgari ücrete denk geldiğini vurgulayarak, yoksulluğun boyutlarını gözler önüne serdi. Zafer Partisi olarak "En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz" ilkesini bir kez daha hatırlattı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Antalya'daki bu kapsamlı konuşması, Türkiye'nin içinde bulunduğu çok boyutlu krize karşı hazırlıklı, programlı ve kararlı tek siyasi alternatifin Zafer Partisi olduğunu bir kez daha tüm açıklığıyla ortaya koydu.

Net Sonuç… “Anlaşma Zaten Yapıldı”

Basın mensuplarının sorusu üzerine yaptığı değerlendirme ise toplantının final mesajı oldu. Özdağ, yaşanan sürecin bir müzakere değil, önceden yapılmış bir anlaşmanın Türk milletine kabul ettirilme süreci olduğunu ifade ederek, sürecin en net fotoğrafını çekti.

yilmazparlar@yahoo.com

4 Kasım 2025 Salı

Ümit Özdağ Türk Halkı İradesinin Ortadan Kalkmasına İzin Vermez-Yılmaz Parlar

 

Ümit Özdağ’dan demokrasi, seçim ve milli irade vurgusu; “Sandık, bu ülkenin son kalesidir.”

"Milli Üniter Laik Devletin Son Kalesiyiz"

 Türk Siyasetinin Merkezinde Biz Varız

 “Atatürk’ün Kurduğu Cumhuriyeti 21. Yüzyıla Taşıyacağız”

“İttifaklar Zamanla Netleşir – Uzun Süreli Koalisyonlar Yıpratır”

Türkiye’nin siyasal atmosferi seçim tartışmalarıyla yeniden ısınıyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, katıldığı bir televizyon programında ülkenin geleceğine, olası ittifaklara ve seçim sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri, muhalefete yönelik operasyon iddiaları, Zafer Partisi'nin siyasetteki konumu ve ittifak stratejisi gibi Türkiye'nin gündemine dair çok kritik mesajlar verdi.

Özdağ’ın sözleri, yalnızca siyasi bir yorum değil; aynı zamanda Türk demokrasisine sahip çıkan güçlü bir uyarı niteliğindeydi.

“Türk halkı iradesinin ortadan kalkmasına, göz ardı edilmesine, müdahalesine izin vermez. Bu millet iradesine sahip çıkar; sandık bu ülkenin son kalesidir.”

Kimse Seçimsiz Türkiye’ye Cesaret Edemez


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimleri erteleyebileceği yönündeki söylentilere değinen Özdağ, iddiaları ciddiye almadığını belirtti.

"Erdoğan'ın böyle bir plan olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'de demokrasi adına geriye bir tek sandık kaldı. Onun için bu sandığın ortadan kalkmasına Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin devlet kültürü, Türk halkının siyasal kültürü izin vermez. Seçimlerin olmadığı bir ülke çok rahatlıkla bir diktatörlük olarak nitelendirilebilir.

“Erdoğan seçmeni tanıyan bir siyasetçi. Seçmenin iradesine yapılan her müdahalenin tepkisini defalarca yaşadı. 2019’da İstanbul seçimlerinde 13 bin fark 850 bine çıktı. Bu halk iradesiyle oynanmasından hoşlanmaz. Türkiye’de sandık kalkmaz.”

Özdağ, seçimlerin demokrasi için bir zorunluluk olduğunu vurguladı:

“Seçimsiz bir Türkiye diktatörlük olur. Ama bu ülkenin ekonomik, siyasi, kültürel yapısı buna izin vermez. Seçim zamanı geldiğinde yapılacaktır. Halkın iradesi bu ülkenin en sağlam zeminidir.”

İmamoğlu Ve Yavaş’a Operasyon Olursa Halk Cevabını Sandıkta Verir”


Özdağ, İmamoğlu’nun tutukluluğu ve Mansur Yavaş hakkındaki iddialar hakkında da net konuştu:

“Türk Halkı İradesiyle Oynanmasına İzin Vermez”

“İmamoğlu tutuklandı, Silivri’de yanındaydım. Eğer şimdi Mansur Yavaş’a da benzer bir süreç işletilirse, halk sandıkta çok sert tepki gösterir. Türk halkı kendi iradesine dokunulmasından hoşlanmaz.”

2019 seçimlerine atıf yapan Özdağ, o dönemdeki tepkinin unutulmaması gerektiğini söyledi:

“Aynı zarftan çıkan oylardan biri geçerli biri geçersiz sayıldı. Halk bunu unutmadı. Şimdi de benzer bir tablo oluşursa, sonuç yine milletin iradesiyle değişir.”

“İttifaklar Zamanla Netleşir – Uzun Süreli Koalisyonlar Yıpratır”


Zafer Partisi ile İYİ Parti arasında gündeme gelen olası ittifak iddialarını da değerlendiren Özdağ, stratejik bir duruş sergiledi:

“Siyaset bir ittifak sanatıdır. Ama şu an erken. Seçimlere 4–5 ay kala tablo netleşir. Uzun süren ittifak görüşmeleri partileri yıpratır. Biz kısa, ilkeli ve kararlı işbirliklerinden yanayız.”

“Zafer Partisi Siyasetin Milli Merkezindedir”

Partisinin ideolojik konumunu netleştiren Özdağ, Zafer Partisi’nin kuruluş felsefesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurguladı:

"Biz Atatürk çizgisinde Türk milliyetçileriyiz ve siyasetin merkezindeyiz. Milli merkeziz biz. Şu an Türkiye, milli üniter laik devletten çok uluslu bir federasyona geçilmeye çalışıldığı bir dönemde. Milli üniter laik devletin son siperiyiz, son kalesiyiz. Ve amacımız bu siperi geçilmez hale getirecek şekilde güçlendirmek."

“Biz milli, üniter, laik devletin son siperi, son kalesiyiz. Kuruluş felsefesinden taviz vermeyen partiyiz. Anayasanın ilk üç maddesi, 66. ve 42. maddeleri kırmızı çizgimizdir.
Atatürk bu ülkenin kurucusudur; biz onun yolundayız.”

“Atatürk’ün Yolunda Bütün Vatanseverlere Kapımız Açık”

Ümit Özdağ, Zafer Partisi’nin herkesi kucaklayan bir milli duruşta olduğunu şu sözlerle özetledi:

“Mustafa Kemal, mandacı Halide Edip’i bile dışlamadı, kucakladı. Çünkü ülke için birlik gerekiyordu. Biz de bugün aynı anlayıştayız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerine inanan herkes Zafer Partisi’nde yer bulabilir.”

 “Bu Ülkede Milletin İradesi Esastır”

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın açıklamaları, Türk siyasetinde yankı uyandıracak nitelikteydi.
Sözleri, hem demokrasiye hem de milli birliğe güçlü bir çağrı olarak değerlendirildi:

“Cumhuriyetin ağır bir krize sürüklendiği bu dönemde Türk milleti iradesine sahip çıkacaktır.
Bu ülkenin son sözü yine milletindir.”

yilmazparlar@yahoo.com

Ümit Özdağ: "Milletin Sesiyiz-Yılmaz Parlar

  Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan Türkiye Gündemine Damga Vuran Basın Toplantısı Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. ...